Anasayfa > Teknik Kategori > Akademik > Kocakarı ilaçları; safsata mı yoksa dertlere deva mı?

Kocakarı ilaçları; safsata mı yoksa dertlere deva mı?

Yaz geldi, kimimiz Bodrum, Antalya, Mykonos’a akarken, kimileri de ben gibi memleketinde eş dost özlemi gidermece yaparken tatil esnasında zaman zaman sağlık sorunlarına orijinal çözüm önerileri ile karşılaşıyoruz. Bu sıcaklara aldırış etmeden bel ağrısı için beline alabalık sarmadan tutun da renal koliğe okaliptüs yaprağı kaynatıp içmeye kadar bir çok alaylı tedavi protokolüne kısmen alışık olsak da hani göz hastalıklarında tavşan dışkısı yemeye varana kadar (doğrudur, bizzat şahit olduğum) alışık olunmadık çeşitli tedavi yöntemleri ile nicedir destan yazıyor yurdumun lokman hekimleri. Alternatif tıbbı toptan inkar etmesem de, tıbbın bu eski ama eskimeyen alanının denetimsiz, kontrolsüz ve eğitimsiz kişilerin tekelinde olması sebebiyle, birkaç faydalı alternatif tıp seçeneğinin sağlayacağı olası faydaya rağmen hep soğuk durmuşumdur halk adıyla “kocakarı” ilaçlarına, bunları kimi bilimadamı tavsiye etse dahi. Şüphesiz babaannelerin, annelerin hatta komşu teyzelerin zaman zaman tarihten süzülegelen doğru bazı doğal sağlık önermeleri olabilmekte ancak bu alternatif yöntemlerin biraz gelişigüzel uygulanması ve yeterli denetimden uzak olması bunların güvenirliğini her zaman için sorgulanır kılıyor. Azının, atalarından aktarılan doğru bilgiye sahip olduğu, çoğunun ise gariban yurdum insanının umutlarını sömürdüğü şarlatan “lokmayan” hekimlerin, biz modern tıp doktorlarının eleştirilerine ortak savunması da genellikle “hodri meydan, bilim adamları araştırsın bakalım; bilmem ne otu ile şu hastalıkları %100 tedavi ediyoruz” şeklindedir.

İçinde bulunduğum izin günlerinde modern tıptan uzak kalmanın sağladığı rahatlıkla tüm önyargılarımdan sıyrılarak sizler için merak ettim ve kocakarı ilaçlarının ya da daha doğrusu modern tıbbın reçetelerinde direk yer almayan çoğu bitkisel alternatif tedavi önerilerinin bazılarının bilimsel çalışmalar ve derlemeler ışığında doğruluklarını sorguladım. Bu konuda araştırma yapmak oldukça zahmetli oldu çünkü söz konusu önerilerin çok azına yönelik bilimsel çalışma yapılmış olduğundan, misal tavşan dışkısı yemenin göze iyi gelip gelmediği, ya da kalkan balığının bel ağrısını giderip gidermediği gibi birçok sorunun yanıtı bu yazıda maalesef yer alamayacaktır. Zaten koca koca bilim insanlarının sadece muhtemel faydalı alternatif tedavi yöntemleri üzerine çalışma yapmış olmaları sürpriz değil ama belki bir gün bir başkası tavşan dışkısını da inceler, bilemem. Ancak yine de özellikle başta cochrane database gibi çeşitli kanıta dayalı kaynaklarda bazı sorulara yanıtlar buldum.

Yazının tamamını okumaya erinenler için yazının sonunda kısa ÖZET yer almaktadır. Bakalım babaannelerimizin hangi tavsiyelerine “cidden doğruymuş” diyeceksiniz. İyi okumalar.

Bal ve öksürük? Bal ve yara iyileşmesi?

Balın birçok hastalığa iyi geldiği ön kabulü Anadolu’da oldukça yaygındır. Bir değil, iki değil tam yedi kilosunun 100 TL olduğu balların sadece keseye iyi geldiği, muhtemelen bünyeye yaramadığı kamu spotu önerimizi yaptıktan sonra sizlere balın olası faydalarına dair bulduğum kanıtlardan bahsetmek istiyorum.

Soru 1: Bal akut başlangıçlı öksürüğe iyi gelir mi?

Belki de babaanne önerilerinde ilk sıralarda yer alır, öksüren toruna bal yedirme arzusu.

Oduwole ve ark’nın Cochrane’de 2014 yılında yayınlanan derlemelerinde çocuklarda akut öksürükte balın faydalı olup olmadığı sorgulanmış. 1950-2014 arası yayınların tarandığı derlemede özellikle bal ile plasebonun ya da antibiyotik ile balın karşılaştırıldığı ve 1-18 yaş arası çocukların dahil edildiği randomize kontrollü çalışmalar tercih edilmiş. Buna göre derlemeye dahil edilmeye değer 3 randomize kontrollü çalışma bulunmuş ki bunların ikisinin yüksek olasılıklı bias içerdiği, birinin ise düşük olasılıklı bias riski içerdiği belirtilmiş. Toplam 568 çocuğun yer aldığı bu üç çalışmada bal ile dextromethorphan (birçok soğuk algınlığı ilacı içerisinde mevcut), diphenhydramine (antiallerjen ve bazı öksürük ilaçlarında mevcut), hiç tedavi verilmeyen ve plasebo verilen hastalar karşılaştırılmış, 7’li Likert ölçeğine göre öksürüğün şiddeti ölçülmeye çalışılmış.

Buna göre :

1-Orta kalitede kanıtlar bize balın öksürüğü azaltmada hiç tedavi verilmeyenlere göre başarılı olduğunu göstermekte (ortalama fark (MD) -1.05; 95% güven aralığı (CI) -1.48 to -0.62; iki çalışma, 154 hasta).

2-Yüksek kaliteli kanıtlar ise bize balın plaseboya kıyasla öksürüğü azalttığını göstermekte ( (MD -1.85; 95% Cl -3.36 to -0.33; bir çalışma, 300 hasta).

3-Yine orta kalite kanıtlar bal ile dextromethorphan arasında öksürüğü azaltma konusunda anlamlı fark olmadığını göstermekte (MD -0.07; 95% CI -1.07 to 0.94; iki çalışma, 149 hasta).

4- Son olarak da, düşük kalitedeki kanıtlara göre öksürük azaltmada bal, diphenhydramine’e kıyasla az farkla da olsa daha iyi sonuç vermektedir; (MD -0.57; 95% CI -0.90 to -0.24; bir çalışma, 80 hasta).

Burada balın güvenirliğine dair yeterli çalışma olmadığını belirtmek gerekir. Aynı şekilde ne süre boyunca ve ne miktarda bal verilmeli sorusunun yanıtını aradığımızda da net bir sonuç olmamakla beraber Goldman ve ark’nın 2014 tarihli derlemesinde 1 yaşından büyük çocuklara yatak öncesi tek sefer 2,5 ml bal vermenin, öksürüğü azaltmak için güvenilir ve faydalı bir tedavi olabileceği belirtilmektedir.

Sonuç: Sonuç olarak balın öksürüğü azaltmada hiç tedavi verilmemesinden, plasebodan ve diphenhydramine’den daha üstün olduğu, dextromethorphandan ise üstün olmadığı (denk) söylenebilir. Her ne kadar mevcut kanıtlarda bias riski olması, bu üç çalışmada da sadece 1 gecelik takip süresi olup uzun dönem takip süresi olmaması gibi olumsuzluklar olsa da balın öksürük tedavisinde kullanılmamasına yönelik kanıtların da olmadığı düşünülürse, akut öksürük kontrolünde balın faydalı olduğu söylenebilir.

Bu sonuçlara göre babaanneler 1-0 önde diyebiliriz.

Soru 2: Topikal bal uygulaması yara iyileşmesini hızlandırır mı?

Baldan gidelim istedim ve antik dönemlerden beri yara iyileşmesinde kullanılagelen balın burada da öksürükte olduğu kadar etkin olup olmadığını araştırdım.

Jull ve ark.’nın bu yıl yayınlanan Cochrane derlemelerinde bu soruya yanıt aranmış. Balın topikal olarak sürülmesi ile sadece yanık, kesi gibi akut durumların değil, venöz ülserler gibi kronik yaraların iyileşmesinde faydalı olup olmadığı değerlendirilmişler. 2 yazarın hazırladığı derlemede 2 farklı yazarın daha verileri kontrol ettiği belirtilmiş. Derlemeye randomize kontrollü çalışmalar dahil edilmiş. Uygun kriterlerde 26 çalışma bulunmuş (3011 vaka); bunların 3’ü akut minör yaralarda, 11’i yanıklarda, 10’u kronik yaralarda, 2’si de akut ve kronik yara beraberliğinde topikal bal tedavisinin etkinliğini karşılaştırmış.

Bu çalışmalara göre;

  • Yüksek kaliteli kanıtlar bize (2 çalışma, 992 hasta) topikal bal uygulamasının kısmi kalınlıktaki yanıklarda geleneksel yanık tedavi ürünlerine kıyasla yara iyileşmesini  hızlandırdığını söylemektedir (WMD -4.68 gün, 95%CI -5.09 to -4.28). Ancak yan etki ya da enfeksiyon riskleri açısından iki grup arasında fark olup olmadığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır.
  • Çok düşük kaliteli kanıtlar ise (4 çalışma, 332 vaka) yine topikal bal uygulanan hastalardaki yanık yara iyileşmesinin gümüş sülfadiyazin grubuna göre daha hızlı olduğunu gösteriyor (WMD -5.12 gün, 95%CI -9.51 to -0.73). Ancak aynı karşılaştırmanın yapıldığı daha yüksek kaliteli kanıtlar ise bize (6 çalışma, 462 vaka) iki grup arasında yara iyileşmesi hızı açısından (6 hf süre boyunca izlem) fark olmadığını söylüyor.
  • Düşük kaliteli kanıtlar (2 çalışma, 140 vaka) bize akut ve kronik yara birlikteliğindeki hastalardaki yara iyileşmesinin bal grubunda gümüş sülfadiyazin grubuna göre daha hızlı olduğunu gösteriyor.
  • Orta kalite kanıtlara göre postoperatif infekte yara iyileşmesinde bal topikal uygulamasının, antiseptik sıvılarla yıkama ve gazlı bezle kapama uygulamasına kıyasla daha hızlı yara iyileşmesi sağladığı, daha az ateş yan etkisine sebep olduğu söylenebilir (RR 1.69, 95%CI, 1.10 to 2.61). Yine bal uygulaması basınç ülserlerinin tedavisinde saline ile yıkamaya kıyasla (1 çalışma, 40 vaka. Çok düşük kaliteli kanıtlar. RR 1.41, 95%CI 1.05 to 1.90) ve Fornier gangreni tedavisinde Eusol solüsyonuna göre daha hızlı yara iyileşmesi gösterdiğine dair kanıtlar mevcuttur (1 çalışma 30 vaka, çok düşük kalite kanıtlar. WMD -8.00 gün, 96%CI -6.08 to -9.92 gün).

Zbuchea imzalı bir diğer derlemede balın topikal olarak kullanımının yanık iyileşmesinde konservatif yöntemlerden başarılı olduğu (daha hızlı yara iyileşmesi), cerrahi yöntemlere göre daha geç yara iyileştirdiği vurgulanmış. Derlemede bal uygulamasının antiinflamatuvar, intiinfektif, antieksudatif, antioksidan ve yara iyileştirici özelliklerinin birçok invitro ve invivo çalışmada doğrulandığı vurgulanmakla beraber hangi durumlarda hangi hastalara ne şekilde uygulanacağının belirlenmesi için daha fazla çalışma gerekliliğine dikkat çekilmiş.

2014 tarihli başka bir randomize kontrollü çalışmada Raeessi ve ark. kemoterapi alan 76 hastada oral mukozit tedavisinde bal, bal+kahve ve steroid tedavilerini karşılaştırmışlar ve ilginç olarak en etkin olarak bal+kahve grubu öne çıkmış. Lezyonların gerilemesinde 2. sırada sadece bal uygulanan grup ve 3. sırada da steroid grubu yer almış. Kısaca bal ile kemoterapiye sekonder mukozit lezyonların tedavi edilebileceği belirtiliyor.

Son olarak Stewart ve ark derlemesinde mevcut deliller az olsa da bu deliller ışığında balın yara iyileşmesinde en azından mevcut tedavi yöntemlerine denk, bazen de daha üstün sonuçlar verdiğini belirtiyor. Yine bu derlemede hâlihazırda FDA onaylı bal içerikli yara tedavi ürünleri olduğu da belirtilmiş.

fda_sarimsak

Sonuç: Hasta ve yara çeşitliliğindeki fazlalık ve yapılan çalışmalardaki genel olarak düşük kaliteli kanıtlar göz önüne alındığında balın topikal tedavi açısından etkinliği konusunda genel bir sonuca ulaşmak oldukça zor. Çalışmalardaki bias riski kanıtların güvenirliğini oldukça düşürmekte. Ama yine de söylenebilir ki bal topikal uygulaması, kısmi kat yanıklarda geleneksel tedavi yöntemlerine kıyasla (poliüretan filmler, parafinli gazlı bez, soframycin içeren gazlı bez gibi ürünlere kıyasla) daha hızlı yara iyileşmesi sağlıyor gibi görünüyor. Yine infekte postop yanık tedavisinde de gazlı beze göre daha başarılı gibi. Kemoterapiye bağlı mukozit tedavisinde de bal başarılı oldukça başarılı sonuçlar veriyor (bal+kahve ikilisi daha başarılı). Ancak yine de belirtmek gerekir ki düşük kaliteli kanıtlar ve yüksek bias riski sebebiyle bal ve karşılaştırılan ürünleri kıyaslamak ve güçlü yorumlara, sonuçlara ulaşmak mümkün görülmemekte. Biz acilciler açısından belki günlük pratiğimize topikal bal tedavisi uygulamak için henüz erken ve deliller kısmen yetersiz olsa da FDA onaylı bal içerikli yara tedavi ürünleri acillerde kullanılabilir. Ya da vahşi hayat koşullarında, hiç medikal destek olmayan bir ortamda akut yara bakımında bal topikal uygulanabilir, bir nevi ilk yardım sonrası tedavi seçeneği olarak da düşünülebilir.

Bir gol de komşu Züleyha teyzeden geldi, 2-0.

Soru 3: Topikal aloe vera uygulaması yara iyileşmesini hızlandırır mı?

Benzer beklenti Aloe vera ve ürünleri için mevcut olup umut veren ve aloe veranın da yara iyileşmesinde etkin olduğunu gösteren çalışmalar olsa da Dat ve ark.nın cochrane derlemesinde henüz bu bitkisel ürünün yara iyileşmesinde kullanılabilirliğine dair yeterli kanıt bulunmadığı vurgulanmış. Derlemede özetle denmektedir ki derleme için uygun 7 çalışma bulabildik, bunların da çoğunda aloe vera grubu diğer geleneksel tedavi seçenekleri ile kıyaslandığında yara iyileşmesinde anlamlı fark yaratmadı. Çok az sayıda çalışma aloe vera ile başarılı yara iyileşmesi bildirse de bunların hasta sayısı azlığı ve yüksek bias riski sebebiyle şimdilik bu ürünün yara iyileşmesinde kullanımını önerecek düzeyde kanıt sunamadığı sonucuna varılmış.

Sonuç: Hiç birşey bulamazsanız yaraya bal sürün denebilir belki ama aloe vera için bunu söylemek henüz mümkün değil.

Sarımsak efsanesi doğru mu?

Soru 4. Sarımsak soğuk algınlığını önler mi?

Yoğun ülke gündeminde neyse ki gazeteler nadiren haber bulma zorluğu yaşasa da nadiren böyle durumlar olduğunda gazetelerde ilk göreceğiniz arşiv yazısı sarımsağın bilmem neye çok iyi geldiği şeklindeki haberlerdir. Bu arada TDK’ya göre doğrusu “sarmısak” değil “sarımsak”dır.

“Mucize sarımsağın” soğuk algınlığına iyi gelip gelmediğine dair cochrane de 2014 tarihli Lissiman imzalı bir derleme mevcut. Ne yazık ki derlemede 8 potansiyel çalışmaya ulaşılabildiği ve ancak bunların bir tanesinin derleme için uygun bulunduğu belirtiliyor. Bu çalışmada da 146 katılımcı yer almış ve bu gönüllülerin bir kısmına 12 hf boyunca 180 mg allicin desteği verilmiş (sarımsağın aktif komponenti) diğer grup ise plasebo olarak tasarlanmış. Sarımsak grubunda 24 katılımcıda soğuk algınlığı olurken plasebo grubunda 65 hastada soğuk algınlığı gelişmiş. Yine sarımsak grubunda hastalık süresi plasebo grubundakinden daha az bulunmuş (p<0.001). Derlemede sadece bir çalışmanın çalışmaya dahil edilebilecek düzeyde olması ve bu çalışmadaki yetersiz randomizasyon metotları eleştirilmiş ve mevcut çalışmalarla sarımsağın soğuk algınlığını önlemede etkin olduğuna dair yetersiz kanıtlar bulunduğu sonucuna varılmış.

Sonuç: Sarımsak sanki soğuk algınlığını önlemede işe yarar gibi dursa da şimdilik bu bitkinin mucizevi olduğunu bize kanıtlaması için biraz daha çabalaması gerekecek. Seviyorsanız yiyin, özellikle fırın yemeklerinde çok leziz oluyor.

Soru 5. Sarımsak Hipertansiyon hastalarında faydalı mı?

Bakalım sarımsak bu round da ne yapacak. Etrafta sıkça HT hastalarına bol bol sarımsak yemeleri önerildiğini duymuşsunuzdur. Neyse ki bu konuda bol miktarda çalışma ve derleme mevcut. İlk olarak Xiong ve ark. sistematik derleme ve meta analizine bakacak olursak 7 randomize plasebo kontrollü çalışmanın dahil edildiği çalışmada sarımsağın hem sistolik (WMD: -6.71 mmHg; 95%CI: -12.44 to -0.99; p=0.02) hem de diyastolik tansiyonu düşürdüğü (WMD: -4.79 mmHg; 95% CI: -6.60 to -2.99; p<0.001) sonucuna varılmış. Ciddi bir yan etki çalışmalarda bildirilmemiş. Sonuç olarak Xiong diyor ki evet sarımsak HT’u düşürmede etkili ancak uzun dönem etkilerini de sorgulayan randomize kontollü çalışmalara ihtiyaç var.

Oza ve ark. derlemelerinde de özetle sarımsakla beraber bağımsız olarak kakaonun, C vitamininin, omega-3 yağ asitlerinin de tansiyonu regüle edici özelliklerinin olduğu ancak bunların uzun dönem etkilerini sorgulayan çalışmalar olmadığından dolayı rutin öneriler arasında henüz yer alamayacağını belirtiyorlar.

Hosseini ve ark. yaptıkları derlemede sarımsağın metabolik sendrom üzerine etkilerini sorgulamışlar. Hem insan hem hayvan çalışmalarının derlendiği çalışmada özetle sarımsağın HT kontrolünde, dislipidemi ve diyabet kontrolünde pozitif etkileri olduğu söyleniyor. Literatürdeki çok ciddi olmayan gastrik rahatsızlık hissi, hafif platelet fonksiyon bozukluğu ve nadiren görülen alerjik reaksiyonlara da dikkat çekilse de bu yan etkilerin görece önemsiz olduğu düşünülerek sarımsağın metabolik sendrom kontrolünde destek herbal tedavi olarak kullanılabileceği söyleniyor.

Bu konuda ele alacağımız son derleme ise Cohrane’den; Stabler ve ark sarımsağın HT kontrolündeki etkileri ile bu hastalardaki kardiyovasküler morbidite ve mortalite etkisini araştırmışlar. 2 randomize kontrollü çalışmanın dahil edildiği derlemede ilk çalışmada 47 HT hastasında sarımsak kullanımınım sistolik basıncı 12 mmHg azalttığı (95%CI 0.56 to 23.44 mmHg, p=0.04) ve diyastolik basıncı da 9 mmHg kadar azalttığı (95% CI 2.49 to 15.51 mmHg, p=0.007) belirtiliyor. Bu çalışmada da sarımsağa bağlı yan etki bildirilmemiş. İkinci çalışmanın, her grupta randomize edilen hastaların sayılarının verilmemesi sebebiyle meta analize dahil edilemeyeceği belirtiliyor. Bu çalışmaya göre de günlük 3 defa 200 mg sarımsak özünün hastalara verilmesi sonucu sistolik basınçta 10-11 mmHg, diyastolik basınçta da 6-8 mmHg düşüş olduğu bildirilmiş. Yine bu çalışmada da önemli yan etki bildirilmemiş. Bu sonuçlara rağmen derlemede sarımsak kullanımının kardiyovasküler morbiditeye etkisine dair yetersiz kanıt olduğu eleştirisi yapılmış. Ayrıca her ne kadar bu iki çalışmada da HT’u düşürücü etkisi olduğu bildirilse de bu değişimlerin kesin bir azalmayı işaret edemeyecek boyutta olduğu söyleniyor ve çalışmalardaki güven aralığının kesin sonuca varılamayacak ölçüde olduğu eleştirisi yapılıyor.

Sonuç: Sarımsağın yüksek tansiyonu düşürücü özelliği olduğu çok yeterli kanıtlar olmasa da söylenebilir. En azından sarımsağa bağlı ciddi yan etki bildirilmediği düşünülürse metabolik sendrom kontrolünde normal ilaç tedavisine ek olarak sarımsağın da destek herbal tedavi olarak günlük diyete eklenmesi mantıklı görünmekte.

ÖZET:

1-Bal ve öksürük:

Bal (tercihen yatmadan önce bir defa 2.5 ml oral olarak yenmesi), öksürük kontrolünde etkindir diyebiliriz. Plasebo ve hiç tedavi verilmeyenlere kıyasla üstün olduğu gibi diphenhydramine gibi öksürük şurubu etken maddelerinden de üstün olduğu söylenebilir. Bu yazıdaki tüm diğer alternatif tedavi yöntemleri gibi yeterli kanıt bulunmadığından bal yemenin rutin tedavi önerilerinin yerini alması konusunda güçlü bir öneri yapılamaz. Son söz, öksürüyorsa bir kaşık verin çocuğunuza, işe yaramasa da zararı olmaz.

2-Topikal bal uygulaması ve yara iyileşmesi:

Söylenebilir ki bal topikal uygulaması , kısmi kat yanıklarda geleneksel tedavi yöntemlerine kıyasla (poliüretan filmler, parafinli gazlı bez, soframycin içeren gazlı bez gibi ürünlere kıyasla) daha hızlı yara iyileşmesi sağlıyor gibi görünüyor. Yine infekte postop yanık tedavisinde de gazlı beze göre daha başarılı gibi. Kemoterapiye bağlı mukozit tedavisinde de bal başarılı oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Biz acilciler açısından belki günlük pratiğimize bal tedavisi uygulamak uygun değil ve kanıtlar zayıf olsa da FDA onaylı bal içerikli yara tedavi ürünleri acillerde kullanılabilir. Ya da vahşi hayat koşullarında, hiç medikal destek olmayan bir ortamda akut yara bakımında bal topikal uygulanabilir, bir nevi ilk yardım sonrası tedavi seçeneği olarak da düşünülebilir.

3- Yara iyileşmesinde Aloe vera da bal gibi topikal uygulanabilir mi?

Bu konuda bazı umut verici, aloe verayı destekleyici çalışmalar olsa da eldeki kanıtlara göre henüz bu önermeyi yapamayız.

4- Sarımsak diyeti soğuk algınlığını önler mi?

Sarımsak sanki soğuk algınlığını önlemede işe yarar gibi dursa da şimdilik bu bitkinin mucizevi olduğunu bize kanıtlaması için biraz daha çabalaması gerekecek. Sonuç olarak sevenler yesin, sevmeyenler çok üzülmesin.

5- Sarımsak HT kontrolünde etkili midir?

Kanıtlar çok yeterli  olmasa da sarımsağın yüksek tansiyonu düşürücü özelliği olduğu  söylenebilir. En azından sarımsağa bağlı ciddi yan etki bildirilmediği düşünülürse metabolik sendrom kontrolünde normal ilaç tedavisine ek olarak sarımsağın da destek herbal tedavi olarak günlük diyete eklenmesi mantıklı görünmekte.

Kaynaklar:

  1. Oduwole O, Meremikwu MM, Oyo-Ita A, Udoh EE.Honey for acute cough in children. Cochrane Database Syst Rev. 2012 Mar 14;3:CD007094. doi: 10.1002/14651858.CD007094.pub3.
  2. Goldman RD. Honey for treatment of cough in children. Can Fam Physician. 2014 Dec;60(12):1107-8, 1110.
  3. Jull AB, Cullum N, Dumville JC, Westby MJ, Deshpande S, Walker N. Honey as a topical treatment for wounds. Cochrane Database Syst Rev. 2015 Mar 6;3:CD005083. doi: 10.1002/14651858.CD005083.pub4.
  4. Zbuchea A. Up-to-date use of honey for burns treatment. Ann Burns Fire Disasters. 2014 Mar 31;27(1):22-30. Review.
  5. Raeessi MA, Raeessi N1, Panahi Y, Gharaie H, Davoudi SM, Saadat A, Karimi Zarchi AA, Raeessi F, Ahmadi SM, Jalalian H. “Coffee plus honey” versus “topical steroid” in the treatment of chemotherapy-induced oral mucositis: a randomised controlled trial. BMC Complement Altern Med. 2014 Aug 8;14:293. doi: 10.1186/1472-6882-14-293.
  6. Stewart JA, McGrane OL, Wedmore IS. Wound care in the wilderness: is there evidence for honey? Wilderness Environ Med. 2014 Mar;25(1):103-10. doi: 10.1016/j.wem.2013.08.006. Epub 2014 Jan 3.
  7. Dat AD, Poon F, Pham KB, Doust J.Aloe vera for treating acute and chronic wounds. Cochrane Database Syst Rev. 2012 Feb 15;2:CD008762. doi: 10.1002/14651858.CD008762.pub2. Review.
  8. Lissiman E, Bhasale AL, Cohen M.Garlic for the common cold.Cochrane Database Syst Rev. 2014 Nov 11;11:CD006206. doi: 10.1002/14651858.CD006206.pub4. Review.
  9. Xiong XJ, Wang PQ, Li SJ, Li XK, Zhang YQ, Wang J. Garlic for hypertension: A systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials.Phytomedicine. 2015 Mar 15;22(3):352-61. doi: 10.1016/j.phymed.2014.12.013. Epub 2015 Feb 4.
  10. Oza R, Garcellano M. Nonpharmacologic management of hypertension: what works? Am Fam Physician. 2015 Jun 1;91(11):772-6.
  11. Hosseini A, Hosseinzadeh H. A review on the effects of Allium sativum (Garlic) in metabolic syndrome. J Endocrinol Invest. 2015 Jun 3.
  12. Stabler SN, Tejani AM, Huynh F, Fowkes C. Garlic for the prevention of cardiovascular morbidity and mortality in hypertensive patients. Cochrane Database Syst Rev. 2012 Aug 15;8:CD007653. doi: 10.1002/14651858.CD007653.pub2. Review.
Print Friendly

Yazarın diğer yazıları da belki ilginizi çeker

vertgorsel

Periferik Vertigo ve Stroke ayrımı: HINTS muayenesi

Akut vestibüler sendrom (AVS) saniyeler veya saatler içerisinde başlayan baş dönmesi, bulantı-kusma, denge kaybı, nistagmus …

Siz de bu yazıya bir yorum yapın