Tıp Tarihi

Hitler’in Sosyetik Doktoru

Bir Bağımlılık Hikayesi

1942’nin sonlarında, Rusya’nın Stalingrad kentinde Nazi Almanya’sının Altıncı Ordu komutanı General Friedrich von Paulus, sayıca üstün Rus birlikleri tarafından kuşatılacağını anladığında, Hitler’e haber uçurur, birliklerini geri çekme izni ister. Hitler şöyle bir cevap gönderir:

Stalingrad’ı yine de elde tutmayı başarabilecekseniz, geri çekilebilirsiniz.”

Bu saçma cevaptan bir şey anlamayan ve hem geri çekilip hem şehri elde tutmanın yolu olmadığına kanaat getiren von Paulus şehirden çekil(e)mez. Stalingrad gerçekten birkaç hafta sonra kuşatılır ve Ocak 1943’te Altıncı Ordu Ruslar’a teslim olur. Stalingrad Savaşı’nda 800.000 Mihver Devletleri askeri ölür ve savaşın sonunu görmeyi başaran 90.000 asker de Sibirya’ya sürülür. Onların ise sadece 6.000’i Sibirya’ya sağ ulaşabilir.

Bu korkunç hezimet, 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirir.

Peki Hitler bu saçma kararı hangi atmosferde alır dersiniz?

Önce biraz gerilere gitmemiz gerekiyor.

Kahvenizi alın, başlayalım.

Paulus (solda) ve yardımcıları Stalingrad’da teslim olurken akıllarında tek bir soru vardır: “Ne demeye geri çekilmedik?”

Gaz Problemleri

Hitler küçüklüğünden itibaren hazım problemleri yaşar. Ne zaman stres yaşasa, şiddetli karın ağrıları başlar. 40’lı yaşlarına geldiğinde karın ağrıları sıklaşır, dönem dönem kabızlık ve ishal arasında gider gelir. Bir nevi İrritabl Barsak Sendromu’ndan muzdariptir anlayacağınız. Bazen yemeklerin orta yerinde sıkışınca aniden kalkar gider, misafirler ne olduğunu anlayamaz, kendilerine sinirlenmiş olmasından korkarlar. Sıklıkla geri de dönmez, masadakiler bir başlarına kalırlar.

Hitler elbette bu derdin çaresini arar. Ancak kullandığı ilaçlardan fayda görmeyince; eti, sütü, yağı hayatından tamamen çıkarır, yemek listelerini lifli besinler kaplar. Beslenme tarzındaki bu dramatik değişiklik de sancılarını azaltmaz. O sıralarda Hitler’in kişisel fotoğrafçısı Heinrich Hoffmann, “cemiyet hayatının aranan doktoru” Dr. Morell tarafından tedavi edilmiş ve iyileşmiştir. Karın ağrılarından ve bacaklarındaki egzamadan muzdarip olan Hitler’e durumu açar, “Bir de ona görünün isterseniz” der.

Hitler 1936’da bir Noel partisinde, Dr. Morell ile tanışır. Doktoru bir kenara çeker, dertlerini anlatır. Doktorlarının çay ve sade tost ile beslenmesine salık verdiklerini ama bu diyetin şikayetlerini geçirmek şöyle dursun, yorgun ve bitap düşmesine neden olduğunu söyler. “Aman doktor” der, “Derdime bir çare!”

Dr. Morell, gözlerini kısar, “Hallederiz Führerim” der. “Bir yıla kalmaz, tereyağından kıl çeker gibi alırım egzama ve ağrıları. O iş bende.”

Hitler’in içini çocuksu bir mutluluk kaplar.

Medyatik Doktor Theodor Morell

Almanya esasen tıpta iyi bir devlettir. Bir çok uzman hekim ülkenin dört köşesinde görev yapar. Ancak Naziler bu alanı da mahveder, ırkçı fikirler ve saçma sapan “bilimsel” teoriler ile tıbbı da “bezerler”. Bu arada Nazi fikirlerini desteklemeyen hekimleri de meslekten uzaklaştırırlar elbette. Yine de Almanya’da hala işinin uzmanı hekimler vardır. Nazi Almanya’sının bir numarası sağlığını emanet ettiğine göre, Dr. Morell de bu hekimlerden biridir herhalde, değil mi? Pek değil.

Theodor Gilbert Morell, Hitler’den 3 yıl önce, 1886’da Yukarı Hesse’de doğar. 1945 tarihli bir gazeteye bakılacak olursa, “Yarı Yahudi”dir. Fransa’da tıp okur, Münih’te Kadın Doğum ihtisasını tamamlar. 1914’e kadar gemi doktorluğu yapar, 1. Dünya Savaşı patlak verince cepheye koşar. 1918’de askeriyeden ayrılır ve Berlin’de kendi muayenehanesini açar. 2 yıl sonra zengin bir aktris olan Hannelore Moller ile evlenince başına talih kuşu konar. Eşinin servetiyle zengin muhiti Kurfürstendamm caddesindeki muayenehanesini son moda eşyalarla kaplar, “üst sınıf müşterilere” oynar. Deri ve zührevi hastalıklara odaklanan sıradışı tedavi yöntemleri ünlüler arasında hızla yayılır, cemiyet hayatına balıklama dalar. Rüzgarı arkasına almayı iyi bilir, Hitler partinin başına geçtiği anda Nazi Partisine koşar. Kısa zamanda ünü sınırları aşar, Romanya Kralı ve İran Şahı “Gel özel doktorumuz ol” derler, bu cazip teklifleri elinin tersiyle iter.

Theodor Morell ve Hitler

İşin aslı Morell “gerçekten hasta olanları” tedavi etmekten kaçınır, bunları çaktırmadan ilgili hekimlere yönlendirirken, sıklıkla psikosomatik şikayetlerle gelen ve kapısına “servetini döken” ünlüleri bol ilgi, alakaya boğar. “Ne sürersen sür geçecek” lezyonları tedavi eden sahte kremleri de eklenince, hastaları kısa sürede “şifa bulur”, Morell’in hanesine bir puan daha eklerler. Halbuki temel hekimlik konularında bile eksik ve umursamazdır. Masayı sildiği bezle bandaj yapacak, iğneyi sterilize etmeden ikinci hastada kullanacak kadar.

Morell’in “ince ilişkiler” yaşadığı Mutaflor ilacı. Bugün aynı isimle hala satışta.

Morell hekimliğin yanı sıra girişimciliğe de meraklıdır. Yönetim kurulunda yer aldığı firma, Mutaflor isimli bir ilaç üretir ki, etken maddesi “en güçlüsünden bir Bulgar köylüsünün dışkısı”ndan (Hidrolize E.Coli) elde edilmesiyle övülmektedir. Hazım problemleri için kullanılan ilaç, bugünkü anlamıyla  probiyotiktir. “Organik” hayat yaşayan bir Bulgar köylüsünün bağırsaklarında yaşayan bakterileri yutmanın kendilerine şifa getireceğine inanan on binler, ilacı kapışır. Elbette Morell “duygusal ilişkiler” kurduğu Mutaflor’u uçana kaçana reçete etmekten kaçınmaz. Hitler de bu tedaviden payına düşeni alır. Mutaflor artı her öğün “Dr. Koester’in Anti-Gaz Hapları”ndan 2 tablet, Hitler’in gaz problemleri için kullandığı yeni reçetesini oluştururlar.

Hitler’in bağırsak problemleri aralıklarla ortaya çıkmaktadır ve ciddi bir psikolojik komponenti de vardır: Stres altına girdiğinde kramplar ve gaz çıkarma ihtiyacı başlar. Ne zaman ki stres faktörleri ortadan kalkar, şikayetleri de yok olur. Kendini Morell’in şifalı ellerine teslim ettikten sonra, kısa sürede şikayetlerinde gerileme olur ve birkaç ay sonra iyiden iyiye rahatlar. Bu arada egzama da geriler. Elbette Hitler, iyileşmesini Morell’in ilaçlarına bağlar.

Geçici bir iyilik yaşıyor olsa da, Führer sonunda aradığı doktoru bulmuştur. “Bugüne kadar” der baş mimarı Albert Speer’a, “Hiç kimse sorunumun tam olarak ne olduğunu bulamamıştı. Tedavi metodu o kadar mantıklı ki, ona tamamen güveniyorum. Reçetesini harfiyen uygulayacağım.” Öyle de yapar.

Eva Braun ve Hitler

Morell, Hitler’in tam güvenini kazansa da; tavırları, kilosu, kişisel hijyen eksikliği gibi nedenlerle Hitler’in yakın çevresi tarafından hoş karşılanmaz. Yağlı saçlar, kirli tırnaklar, kötü koku, insan içinde geğirme gibi huyları canlarını fazlasıyla sıkar. Eva Braun bile Morell’den iğrenir ve Hitler’e Morell’in yaydığı kokulardan rahatsız olduğunu söyler. Führer ise “Güzel kokusu için değil, sağlığımla ilgilensin diye çalıştırıyorum onu” diye kestirir atar. Hitler, Morell’i Hermann Göring ve Heinrich Himmler gibi Nazi yönetimindeki diğer isimlere de önerir. Ancak bu isimler Morell’e yanaşmaz, açıktan söylemeseler de sahtekar olduğuna inanırlar.

Morell’in tavsiyeleri ilk başlarda sıradan şeylerdir. Ancak Hitler’in güvenini kazandıkça verdiği ilaçların sayısı da artar. Zaman içinde enzimler, ekstreler, stimülanlar, hormonlar, ağrı kesiciler, sedatifler, trankilizanlar, kas gevşeticiler, morfin deriveleri, laksatifler gibi onlarca ilaç kullandırmaya başlar. Bir tahmine göre, 1940’ların başında Hitler toplamda 92 çeşit ilaç kullanmaktadır. Elbette bu ilaçların bazıları sadece belli şikayetlerin ortaya çıkması halinde (L.H.) verilmekte, bazıları ise düzenli olarak kullanılmaktadır. 1941 yazında Hitler’in haftada 120-150 arası ilaç aldığı ve Morell tarafından kendisine günde ortalama 20 enjeksiyon yapıldığı söylenir. Kendisi de morfin işlerinin müdavimlerinden olan Hitler’in sağ kolu Herman Goering bile bu sıklığa şaşırır ve Morell’e “Reich Enjeksiyon Uzmanı” (Der Reichsspritzenmeister) lakabını takar.

Morell’in öz bakımının düşüklüğü çevresindekilerin canını sıksa da, Hitler tepkilere aldırmaz.

Elbette stratejik insanların kullandıkları ilaçlar da “çok gizli” kalmalıdır. Yöneticilerin hastalıkları öyle sağda solda konuşulmamalıdır sonra. Morell bu durumdan fazlasıyla yararlanır, Führer’e hangi ilaçları uyguladığını soranlara sorgulayıcı bakışlar atar, cevap vermeye tenezzül etmez. Sonuçta Führer’in kullandığı ilaçları soracak cüretiniz varsa, Müttefik Devletler ajanı da olabilirsiniz pekala.

Peki ya soruyu soran doktorsa?

Gaz Giderici Niyetine Atropin ve Striknin

Morell elbette Hitler’in hizmetindeki tek doktor değildir. İki cerrah, Dr. Karl Brandt ve Dr. Hanskarl von Hasselbach, olası bir cerrahi duruma karşı Führer’i gölge gibi izler, her yolculuğunda yanında olurlar. Bunun dışında çeşitli şikayetler için zaman zaman hizmet veren doktorlar da vardır. Mesela Hitler’in kulak zarı Temmuz 1944’de düzenlenen meşhur suikast girişiminde (Bakınız Operasyon Valkyrie (2008)) hasar gördükten sonra, KBB uzmanı Erwin Giesing de muayenesine gelmeye başlar. Dr. Brandt ve diğer doktorlar giderek artan enjeksiyon sayısından rahatsız olur, zaman zaman hangi ilaçları uyguladığını soracak olurlar Morell’e. Morell kah “Vitamin” der, kah “glukoz enjekte ettiğini” söyler, fazla sıkboğaz ederlerse, “İhtiyacı olanı veriyorum.” der, kestirir atar.

Hitler’e suikast girişimi sonrası olay yeri…

Dr. Giesing, suikast girişimi sonrası bir sabah ilk defa olarak Hitler’i muayeneye geldiğinde, Hitler’i hiç de propaganda görüntülerinde gördüğü gibi bulmaz. Saldırıda bacaklarına saplanan 200 kadar kıymığın ve delinen kulak zarının dışında, Hitler’de gözle görünür bir güçsüzlük de vardır. Görüntülerdeki o hızlı, atik ve dik duruşlu adam gitmiş; beli eğrilmiş, omuzları çökmüş, yüzü ihtiyarlamıştır. Üstelik cildi de sararmıştır. Giesing gördükleri karşısında şaşkına dönerken, Hitler’in sabah kahvaltısı bir tepsiyle odaya getirilir. Tepside ekmek ve portakal suyunun yanında, markası anlaşılamayan bir takım ilaçlar ve bir metal ilaç kutusu vardır. Kutunun üzerine hızla bir göz atar, “Dr. Koester’in Anti-Gaz Hapları” adını görür. Beyninde şimşekler çakar. Evine dönerken bu ilaçtan hemen bir kutu alır ve üzerinde yazan etken maddelere bakar: Sarı centiyan,  belladonna ve kargabüken (nux vomica) ekstresi. Sarı centiyan, Alplerde yetişen bir bitkidir, hazmı kolaylaştırdığı bilinir ki ortaçağda da panzehir olarak kullanılmıştır. Muhtemelen Hitler’e zararı olmayacaktır. Ancak ilacın içeriğindeki belladonna ve kargabüken, sırasıyla Atropin ve Striknin içerirler. Morell ilacın kutusuna bakmaya tenezzül etmiş midir bilinmez, ancak bu Anti-gaz ilacından günde en az 20 tane yutan Hitler’in yuttuklarından haberinin olmadığı aşikardır.

O sıralar Hitler’in fiziksel ve ruhsal olarak çöküşte olduğunu artık herkes fark etmiştir. Tremoru belirginleşmiş, hafızası zayıflamıştır, diyaloglarda sıklıkla kopar, duygudurumunun dengesi şaşar. Bir an bağırır, eser gürler; bir an keyiflenir, coşkuyla kahkahalar atar. Giesing, Hitler’in bu ilacın yüksek dozda alınması nedeniyle zehirleniyor olabileceğini düşünür. Ancak bu çok ciddi bir iddiadır, Hitler’in kafası kızarsa işin ucu ölüme çıkar. Çaresiz haplardan birkaç tane alır, kendi üzerinde deney yapar. Karnına kramplar girer, bünyesini asabiyet kaplar. İlaçların zarar verdiğinden emin olur, soluğu Dr. Brandt ve Dr. von Hasselbach’ın yanında alır. 

Brandt ve von Hasselbach bu “ihbar”dan hoşlanır, zaten haz etmedikleri Morell’den böylece kurtulduklarını düşünerek sevinirler. Brandt, Hitler’in yanına koşar, ilaçların zararlı olduğunu anlatır, Morell’in hatalı olduğunu fısıldar. Böyle bir ihtimal karşısında aklı başında bir insan en azından bir durur düşünür ama Hitler tam aksini yapar; tutar hem Brandt’i, hem de von Hasselbach’ı kovar. “Müzevir” Giesing’i de kapı önüne koyar. Brandt birkaç ay sonra tutuklanacak ve Nuremberg mahkemelerinde idam cezası alacaktır.

Karl Brandt, Nuremberg mahkemelerinde…

Morell bile verdiği ilaçların “fare zehiri” içeriyor olma ihtimalinden etkilense de, Hitler’in umurunda olmaz: “Bunların sadece bağırsak gazlarımı alan kömür tabletleri olduğunu düşünüyordum. Ne zaman alsam, kendimi iyi hissediyorum” der geçer. Yine de azıcık söz dinler, bu hapı daha az almaya başlar.

Çok Amfetamin, Az Vitamin

Hitler nereye giderse, Morell de peşinden gider.

Halbuki sorunun kökeni Hitler’in aldığı gaz ilaçlarında değildir. 1930’ların sonundan itibaren, önemli bir toplantı veya konuşma gibi “ara gaz” ihtiyacı duyduğu anlarda Hitler’e Morell tarafından intravenöz ilaçlar uygulanır. Morell küçük yaldızlı paketlerde getirdiği maddeyi su ile karıştırıp damardan uygular. Bunun ne olduğunu soranlara ise “Vitamultin” der. Kalsiyum ve vitaminlerden oluşmaktadır güya. İnanan olursa… Hele 1941’e gelindiğinde işler çığırından çıkar, iğneler her sabah Hitler daha yatağından çıkmadan yapılmaya başlanır. Bu enjeksiyonlar sırasında daha iğne damardan çıkmadan Hitler’in gözleri açılır; o suratsız adam gider, yerini tam uyanık, konuşkan bir adam alır. 1943’te günlük enjeksiyon sayısı 2’ye çıkar. Cepheden kötü haberler geldikçe enjeksiyonların da sayısı artar. 1944’e gelindiğinde Morell artık enjeksiyon yapacak ven bulamaz hale gelir. En azından bir defasında, Hitler’in seyahat ettiği treni daha rahat enjeksiyon yapılabilmesi için durdurduğu bilinmektedir. Morell bir asistanına, “Verdiğim ilaçlara tolerans gelişiyor.” der, “Bir enjeksiyonda 2 cm3 dozunda veriyordum. Sonra 4 oldu. Sonra 10’a çıktı. Şimdi ise 16’dayım.”

Elbette Morell’in iddia ettiği gibi bu iğnelerin “vitamin ve glukoz” içermesi mümkün değildir. Ne bu ilaçlar verildiği kişiyi böyle “coşturur”, ne de zamanla bu ilaçlara tolerans gelişir. Morell’in enjektörlerinde uyarıcı bir madde olduğunu bir kere hastane kapısından geçen bile kolayca anlar. Hitler yaldızlı paketlerden birini iyilik olsun diye Heinrich Himmler’a verince işin sırrı çözülür. Himmler hemen maddeyi SS doktoru Ernst-Günther Schenck’a iletir. Yapılan laboratuvar analizinden net bir sonuç çıkar: Metamfetamin.

Bildiğiniz gibi Metamfetamin düşük dozlarda da alınsa uyku problemleri ve iştahsızlık yapar. Doz arttıkça yan etki listesi de uzar gider: Öfori, irritabilite, paranoya, dürtüsellik… Metamfetamin kullanan kişi duygu kontrolünü kaybeder; ufacık detaylara takılır, büyük resim uçar gider. Doğru düşünemez, doğru hareket edemez olur.

Bağımlı Lider

Şimdi bir durup düşünelim. Nazi Almanya’sı, dünya tarihinin en büyük savaşında dört koldan taarruzdadır ve alınan bütün kararlar bir adamın iki dudağı arasından çıkar. Zaten çılgınca kararlar alabilen bu adam; bir de farkında olsa da, olmasa da narkotik bağımlısı olmuştur. Günler geçtikçe durum o kadar karanlık bir hal alır ki, karargahındaki generaller bile Führer’in aklının yerinde olup olmadığından emin olamazlar. Metamfetaminin psikolojik yan etkilerinin yanı sıra, fiziksel yan etkileri de vardır: Seğirmeler, tremorlar, cildini ısırma gibi kompülsif davranışlar bunlardan bazılarıdır. Hitler’in seğirmeleri vardır. Başını jerkler şeklinde kontrolsüzce sallar. Sol elinden sol bacağına, daha sonra ise sağ eline uzanan tremor da cabası. Bunların dışında en az iki stereotipik davranışı vardır: Biri tırnak yataklarındaki derileri ısırmasıdır, diğeri ise ensesini sürekli kaşıması. Öyle ki bu kaşınmalar yüzünden ensesi enfeksiyon kapar.

Araştırmacılar, Hitler’in son yıllarında sol bacağında görülen aksamanın SVO sekeli olduğunu düşünüyorlar. Kronik metamfetamin kullanımının kardiyovasküler sistemi ciddi anlamda etkileyerek MI ve SVO riskini arttırdığı bilinen bir gerçek. Hitler’in Temmuz 1941 ve Eylül 1943’te çekilen EKG’leri arasında MI lehine farklılıklar görülüyor. Üstelik Morell’in tıbbi kayıtları arasında da Haziran 1943’e ait bir tıp dergisinden kesilmiş bir sayfa dikkat çekiyor. Başlık manidar: “Kalp Krizi nasıl tedavi edilir?”

Hitler’in hayatı boyunca muhtemelen birden fazla SVO ve bir kere MI geçirdiği düşünülüyor. 56 yaşında sağlıklı bir yetişkinin birden çok SVO ve MI geçirmesi çok sık rastlanan bir durum değil. Araştırmacılar, bu duruma IV metamfetaminin yol açmış olabileceği kanaatindeler.

Ölüm Ayırana Dek

Morell, son yıllarında Hitler’in dizinin dibinde yaşar. Sığınaktaki odası, Hitler’in odasının hemen yanındadır.

Morell, son günlerine kadar Hitler’in yanından ayrılmaz. Savaşın kaybedileceği ve Berlin’in düşeceği artık kesinleştiğinde, Führer’in yakın çevresi, güney Almanya dağlarına kaçarak, ordudan geri kalan askerlerle direnişin sürdürülmesini önerirler. Hitler bütün ısrarlara rağmen şehri terk etmek istemez. Başkentinde ölmek istemektedir, ancak yanındakilerin kendisini ilaçla uyuşturup iradesi dışında şehirden kaçırmasından korkar. Böyle bir senaryoda bile şırıngayı kimin tutacağı da az çok bellidir: Morell. Doktor elinde şırınga ile 21 Nisan’da Hitler’in odasına geldiğinde, Führer öfkelenir ve görevine son verdiğini haykırır, odasından kovar. Berlin’e yağmur gibi bomba yağarken, bu kovulma Morell’in canına minnettir, ilk uçakla şehirden kaçar.

Morell savaşı sağ salim atlatmıştır atlatmasına ama hastalıklar peşini bırakmaz. Birkaç gün içinde kardiyak şikayetlerle hastaneye başvurur. Taburcu olur.

17 Temmuz 1945’te ABD’liler tarafından tutuklanır ve hapse atılır. İncelemeler sonucunda savaş suçu işlemediğine kanaat getirilerek serbest bırakılır. Sorgularda Morell’e sorulan sorulardan biri, “Penisilin” ilacını nasıl elde ettiğidir. Çünkü o dönemde henüz ABD ordusunun ilk defa denemeye başladığı Penisilin’i, Hitler’e suikast girişimi sonrasında topikal olarak kullandığı bilinmektedir Morell’in. Morell kem küm eder, “Ben bilmiyorum Penisilin falan” der. Morell’in eline hiç Penisilin geçmediği, sahte Penisilin üretip, pazarladığı anlaşılır sonra.

Serbest kalmasını takiben Morell’in sağlığı giderek bozulur ve Haziran 1947’de tekrar hastaneye kaldırılır. SVO geçirdikten sonra Mayıs 1948’de hayata gözlerini yumar.

Naziler’de Tek Suçlu Hitler mi?

Hitler’in sağlık durumu ve hastalıkları ile ilgili herkesin bir fikri var. Silifiz, Parkinson, Huntington ve daha bir çok hastalık Hitler’e atfedilmiş durumda. Ancak bugün hiç birini ispatlamak mümkün değil. Peki ya söylentiler doğruysa?

Alman tarihçi Hans-Ulrich Wehler, Nazi Almanya’sının yükselişini Hitler’in hastalıklarına veya ilaçlarına bağlamayı reddediyor. Bakış açısı şu: “Her şeyi bir hasta adam yaptı diyerek, Nazi Almanya’sının bütün suçunu bir kişiye yıkıyoruz. Nasyonel Sosyalist politikaları Hitler’in olası monorşizmine veya Sado-mazoşist olup olmadığına bağlamak bize ne yarar sağlayacak?”

Hakkı var. Sonuçta yukarıda adı geçen Hermann Göring veya Heinrich Himmler veya diğer parti üyeleri, Hitler’den daha az suçlu sayılamazlar Nazi Almanya’sının politikalarında…

Ama narkotik madde bağımlılığı Hitler’in ve ülkesinin kararlarını etkilemiş olabilir pekala. Üstelik Morell ve diğerlerinin notları Hitler’in aralarında narkotiklerin de bulunduğu çok sayıda ilacı kullandığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlıyor.

Bir çok tarihçi, 2. Dünya Savaşı’nın dönüm noktasının Hitler’in aldığı yanlış kararlar olduğu konusunda hemfikir. Hitler, (yazının en başında belirttiğimiz gibi) komutanlarının, kazanma ihtimalleri olmasa bile, ele geçirdikleri topraklarda tutunmaya çalışmalarını ve asla geri çekilmemelerini emretmişti mesela. Küçücük detaylara boğulurken, büyük resmi kaçırmaya başlamış; kaybedeceğinin farkına bile varamamıştı sonra.

Kelebek Etkisi

Sahi Avrupa’da savaşın 1945 baharında sona erebilmesinin ve daha da uzamamasının temeli; Hitler’in hazımsızlık sorunu, sosyetik doktoru ve bağımlılığı olabilir mi sırasıyla?

Ne demişler: “Bir çivi bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır.”

Siz deyin kelebek etkisi, biz diyelim nal-çivi, Müttefikler’in 2. Dünya Savaşı’ndaki en büyük şanslarından biri, Hitler’in gaz sorunu ve Morell’in “vitamin ve glukoz” dolu enjektörleri olabilir.

Kaynaklar

  1. N. Masnoon et al, What is polypharmacy? A systematic review of definitions, BMC Geriatr. 2017; 17: 230.
  2. H.R. Trevor-Rooper , The Last Days of Hitler, Life Magazine, 17 Mart 1947 (sf. 107-122).
  3. How Hitler’s Flatulence May Have Helped End WWII Earlier Than it Otherwise Would Have, https://www.todayifoundout.com/index.php/2016/07/hitlers-flatulance/, Yayın Tarihi: 18 Temmuz 2016, (Erişim Tarihi: 21.06.2020)
  4. Theodor Morell – Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Theodor_Morell, (Erişim Tarihi: 21.06.2020)
  5. Health of Adolf Hitler– Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Health_of_Adolf_Hitler, (Erişim Tarihi: 21.06.2020)


Bu yazıya atıf yapmak için: İbrahim Sarbay. (24 Haziran 2020). Hitler’in Sosyetik Doktoru. İnternet Sitesi: Acilci.Net. Bağlantı: https://www.acilci.net/hitlerin-sosyetik-doktoru/. Erişim Tarihi: 24 Eylül 2020.

Daha Fazla Göster

İbrahim Sarbay

Yazmayı, çeviri yapmayı ve kodlamayı seviyor. Bilimde açık erişimi savunuyor, öğrendiklerini paylaşmaya bayılıyor. 15 yıldır blog yazıyor ve yönetiyor. Medium Türkçe 2016 çok okunan yazarı.

2 Yorum

  1. Sevgili İbrahim, yazını büyük bir ilgiyle okudum, ellerine sağlık.

Siz de bu yazıya yorum yapabilirsiniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu

Pin It on Pinterest

%d blogcu bunu beğendi: