Tıp tarihi yazı dizisi / Bölüm 2: Eski Uygarlıklarda Tıp – Antik Mısır

Tıbbi anlayışa yön veren uygarlıklardan biri olan Eski Mısır, kendisinden önce gelen mezopotamya tıbbına göre; tarihte daha çok iz bırakmış gibi gözükmektedir. Bu iz’in başlıca sebeplerinden biri, mezopotamya da keşfedilmiş olan “yazı” nın aktarıcı gücünün mezopotamya tıbbınınkine kıyasla çok daha yaygın şekilde kullanılmış olmasıdır. Bu aktarım, bizzat kendi papirusları aracılığı ile olduğu gibi, uygarlıklarından bizzat etkilenmiş olan yunan ve romalı yazarlardan sağlanmıştır. Netice itibari ile, geldiğimiz noktada; Eski Mısır Tıbbının, zamanının oldukça ötesinde olduğu pek çok kişi tarafından kabul görmektedir. Bu büyük uygarlığın tıp anlayışını sizlere aktarmayı hedefleyen bu yazımı ilgi ile okuyacağınıza inanıyorum.

Keyifli okumalar,

Eğer halen okumadı iseniz serinin önceki yazılarına da göz atmanızı tavsiye ediyorum;

  1. Tıp Tarihi Yazı Dizisi – Bölüm 1 Tıbbi Bilgi Evrimi
  2. Tıp Tarihi Yazı Dizisi – Bölüm 2 ESKİ UYGARLIKLARDA TIP
    1. KISIM 1: Mezopotamya Uygarlıkları ve Tıp
ancient egypt

TIP TARİHİ YAZI DİZİSİ – Bölüm 2 ESKİ UYGARLIKLARDA TIP

KISIM 2: Antik Mısır Tıbbı

Antik Mısır halkının ister gündelik isterse de önemli bir parçası olsun yaşamlarının bir kesitinin betimleme konusundaki istek ve becerileri, mumyalama faaliyetlerindeki gelişmişlikleri Mısır tıbbının ulaştığı boyutu günümüze kadar taşımıştır.

Geldiğimiz noktada, o çağlarda tıp uygulamaları yönünden zengin bir anlayış saptamış olsak da; onlardan önce de var olan dini tema, ayin ve dahi büyüsel tıp faaliyetlerinin Antik Mısırda da kendisini hissettirdiğini görmekteyiz.

Eski Mısır’ın çok çok önemli bir parçası olan hekimler mabetlerde yetişir ve sanki bir din adamı imişler gibi kabul görürlerdi. Bununla birlikte, Mısırlılar; mesleği Tıp olan ve tedavi işi ile uğraşanlara “Sinu”, tıp işi ile uğraşan rahiplere ise Sekmeth Rahipleri demekte idi.

Cerrahi müdahale becerileri bir yana, dahili tıbbi yaklaşımları ile önemli bir yere sahip olan bu dönemin hekimleri günümüzde de alışık olduğumuz şekilde kendi aralarında farklanmaktalardı. Heredot’un yazılarında belirttiği üzere; çoğunlukla, bir hekim bir hastalığa bakar, diğerlerine ise bakmazdı. Dolayısı ile göz, baş, karın bölgesi ağrıları, diş vb. pek çok bölge  için ayrı hekimler çalışır, uzmanlaşırdı.

Mısır hekimliğin genel inanışı, mezopotamya tıp anlayışı ile benzerliklere sahip olabilse de; Mısır tıp inanışında “karaciğer merkezciliği” yerine “Solunum merkezliliği” esası mevcuttu.

Buna göre, diğer tüm çağlarda olduğu gibi kan çok önemli bir yere sahiptir, ancak solunum en önemli yaşamsal fonksiyondur.Onlara göre, solunumun durduğunun saptanması, kan dolaşımında bir bozukluk/anormallik olduğunun göstergesidir.

Yaşamsal fonksiyonu barındıran solunum bir yana, Mısır tıbbındaki diğer temel anlayış da hastalıkların oluşumuna aitti. Hastalıklar, sıklıkla “parazitik” kökenlere sahipti. Gözle görülse de görülmese de, bunların büyü, dualar ve bir takım işlemlere vücüttan uzaklaştırılması hastalıktan kurtulmanın bir yolu idi. Herkes bu parazitlerin tehdidi altında idi ve bu sebeble korunmak zorundalardı. Öyle ki, kimi zaman tanrılar dahi bu parazitlerden etkilenebiliyordu. Örneğin antik Mısır’ın güneş tanrısı olan “Ra” tükrüğünden doğan bir kurtçuk ile boynundan ısırılmış ve hasta olmuştu.

İnsan yaşamının geçtiği bölgelerdeki zenginlikler, çevresel faktörler ve diğer canlılar; dünyanın neresinde olursa olsun, toplulukların genel anlayış ve kültürlerinde önemli bir yer tutar. İşte, Mısır’ın doğası gereği olan tropikal yaşamın, Mısır kültüründeki bu “parazit” korkusunun ortaya çıkışına vesile olduğu söylenebilir.

Antik Mısır uygarlığı ve Tanrıları;

Ra, Antik Mısır uygarlığının pek çok tanrısı arasında en üst noktada bulunan tanrıdır. Güneş tanrısı olarak da isimlendirilir. Tanrıça İsis, toprak anadır. “İyileştirici” tanrıçadır. Horus, sağlık tanrısı iken; Sekmeth, salgın hastalıklardan sorumlu olduğu gibi bunların giderilmesinde de etkindir. Bu uygarlıkta, hekimlerin de 2 önemli tanrısının bulunduğu bilinmektedir. Biri, bilim tanrısı da olan “Thoth”, diğeri ise “İmhotep” dir. Burada yer vermediğim daha pek çok tanrısı bulunan bu uygarlığa göre, organizmanın her bir organına has ayrı ayrı tanrılar, o organların hastalığında da, bunun tedavisinde de rol alırlar. Bu şekilde farklı yetkinliklere sahip pek çok tanrının varlığı; Mısırlılardaki dua, ayin ve büyüsel anlayışın neden hakim kılındığının da anlaşılır sebebidir sanırım.

Mısır tıbbında doktorların bir nevi günümüzdekine benzer şekilde branşlaştığından yukarıda bahsetmiştim. O çağlardan günümüze kalan papirus’ların incelenmesi sonucu; aslında doktorların branşlaşmakla kalmadığı, kendi aralarında özel sıfatlarının da olduğunu göstermiştir. Bu sıfatlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz; “Doktor yöneticisi”, “Doktor Amiri”, “Doktor Başı”. “Saray baş doktoru”…

Antik Mısır’da bu şekilde pek çok önemli konuma çıkabilen doktorlardan, kuşkusuz en önemlisi İmhotep’ tir. İnsan olarak çıktığı yolda vezir, mimar ve doktor olarak ilerlemiş, çok sonra “Yarı Tanrı”, ve daha sonraları da hristiyanlık dönemine kadar “Tıp Tanrısı” olarak kabul edilmiştir. Ona adanmış toplam 3 tapınak inşaa edilmiş, Mısır tıbbi öğreniminde onun yazdığı varsayılan “hekimlik andı” okunur olmasına rağmen; ne yazık ki, günümüze kadar gelen bilgiler, onun Tıp konusundaki icraatlarını tam olarak verememektedir.”

İmhotep’ in yazdığı kabul edilen “Hekimlik andı”…

(Dikkatle okumanızı tavsiye ederim, zira hipokrat andı ile çok benzer noktalara sahip … )

“Bu okulun hocalarıyla sevgili arkadaşlarımın karşısında ve imhotep’in resminin önünde, yüce varlık adına söz verir ve and içerim ki, tıbbı uygulamam sırasında onur ve dürüstlük ilkelerine bağlı kalacağım ve hiç bir zaman verdiğim hizmetin üstünde bir ödemeisteğinde bulunmayacağım. Evlere alındığım zaman, gözlerim orada olup bitenleri görmeyecektir; bana aktarılan sırları saklayacağım gibi törelere zarar verecek ya da suça yardımcı olacakbir biçimde de davranmayacağım. Hocalarıma saygılı ve minnet borçlu olarak onların çocuklarına babalarından öğrendiğim bilgileri aktaracağım. Verdiğim sözü yerine getirirsem insanlar benden saygılarını esirgesinler. Sözümde durmazsam utanç ve aşağılanmaya uğrayayım.”

Buraya kadar saydığımız sağlık tanım ve hekim spektrumu, kendini Mısır tıbbında kullanılan ilaç çeşitliliklerinde de göstermekte idi. Tek bir madde kaynaklı ilaçlar olduğu gibi, karışım şeklinde ilaçların olduğu da bilinmektedir. Bunlar için kullanılan bitkiler arasında anason, kokulu sakız, sarımsak, pırasa, reçine, acı marul, ada soğanı, ban otu, hardal, incir, keten tohumu, kişniş, safran, soğan, tarçın ve üzümü sayılabilir.

Bunun yanında, tabiatta karşılaştıkları maddelerin hastalık ve şifa için önemli olduğunu düşünen Mısırlılar’ın, sarıçiçeklerin sarılığa iyi geldiği, kırmızı renkli bir taşın kanamayı durdurma özelliği olduğu, baş ağrısı için başın ağrıyan kısmının pişmiş balıkla ovulursa ağrının balığın başına geçeceği gibi bir takım tıbbi inanışlarının olduğu da bilinmektedir.

Sihir, din, müdahale ve gözlemin bu denli iç içe geçtiği bu uyarlığın hekimleri tedavilerini uygularken hastalığın kendisine has “hitap” kullanıyorlardı.

Örneğin, Ebers papirusunda geçmekte olan bir formülde şu cümleler yazılı idi…

“Ey baş nezlesinin oğlu baş nezlesi (koriza, coryza); kemikleri kıran kafatasını parçalayan, beyni burkan, başın yedi deliğini hasta eden baş nezlesi; Ra’’nın hizmetkârı, Thot’un perestişkârı (tutkun, vurgun, tapınan) baş nezlesi; işte sana karşı bir şerbet, seninle mücadele etmek için bir ilaç: dünyaya erkek çocuk getirmiş bir kadının sütü ile kokulu sakız.”

Antik Mısır tarihini inceleyen arkeologların buldukları materyaller ve o günlerden kalma mumyaların günümüz teknolojilerinin kullanımı ile ortaya çıkarttığı sonuçlar, Mısır hekimlerinin yaptığı tıp uygulamalarının sadece sihir ve büyü denilerek küçümsenmemesi gerektiğini göstermiştir. Zira elde edilen bulgular, dahili hastalıklara olan yaklaşımları bir yana, o çağa göre çok gelişmiş cerrahi müdahalelerin yapılabildiğini de bizlere göstermektedir.

Yine, bu uygarlıkta hastalıktan korunmanın hijyenden geçtiği kabul görmüş ve insanlarına buna ait direktif ve önerilerde bulunmuşlardır. Yine, tıp anlayışı da önemli bir noktaya vardırılmış olan bu uygarlıkta; Hekimlik, devlet denetimine tabi tutulmuş, hastalar kurallar/kanunlar ile korunmuştur. Zaten hekimlik andının dahi oluşu, bu uygarlıkta tıp anlayışının ne kadar ilerlediğinin bir göstergesidir…  

Yazı Dizisi İkinci Bölümünün 2. Kısmında Antik Mısır’daki Tıp konusunu derlemiş oldum…

Sonraki yazım: Eski Uygarlıklarda Tıp, Kısım 3: Hint Tıbbı

1–3

Kaynaklar
1.
Aboelsoud NH. Herbal medicine in ancient Egypt. Journal of Medicinal Plants Research. 2010;4(2):082-086. doi:10.5897/JMPR09.013 [Source]
2.
Ceran B. Antik Mısır ve Eski Anadolu Uygarlıklarında Tıp. 2008.
3.
Aydın E. Dünya ve Türk Tıp Tarihi. Güneş Kitabevi; 2006.
Print Friendly, PDF & Email

Biyografi: Serkan Emre Eroğlu

Serkan Emre Eroğlu
Acilci.net Kurucu Editörü. Acil Tıp Uzmanı, Doçent Doktor, İdari ve Eğitim Sorumlusu. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Tıp Kliniği. Yeniliklere açık, gerektiğinde risk almaktan kaçınmayıp büyük oynamayı seven kişiliğe sahiptir. Sinemanın aksiyon ve bilim kurgu türlü olanına, müziğin ise nostaljik olanına bayılır. Beşiktaşın taraftarı, Çarşı grubunun aşığıdır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Pin It on Pinterest